TikTok’u Kimin İzlediği Gözüküyor Mu? Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektifinden Bir İnceleme
Bir zamanlar, sadece bir sosyal medya platformu olarak hayatımıza giren TikTok, günümüzde tüm dünyada büyük bir etki yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda insan ilişkileri, toplumsal normlar ve bilgi edinme biçimleri üzerinde derinlemesine değişimlere yol açtı. Ancak bu devasa dijital ekosistem içerisinde, bir kullanıcı olarak kim olduğumuz ve başkalarının bizi nasıl gördüğü, bir soru olarak kalmaktadır. TikTok’u kimin izlediği gözüküyor mu? Sadece basit bir izlenme meselesi mi, yoksa bu, daha derin etik, epistemolojik ve ontolojik soruları gündeme getiren bir olgu mu? Bu yazıda, bu soruyu felsefi bir çerçevede inceleyecek ve farklı felsefi disiplinlerden bakarak, dijital dünyanın etkilerini anlamaya çalışacağız.
Etik Perspektifinden: Gizlilik ve İzlenme
Bir düşünün: TikTok’ta paylaştığınız her videoya bir göz atmak, hatta bir dakika boyunca izlenmek, sadece bir gösteri değil, aynı zamanda bir varlık meselesine de dönüşüyor. Günümüz dijital kültüründe, izlenme sayıları ve etkileşimler, insanın toplumsal varlık olma biçimini derinden etkiler. Ama etik olarak bakıldığında, izlenme meselesi sadece bir “hak” meselesi değil, aynı zamanda bir sorumluluk meselesidir. Her anımıza tanık olan dijital göz, bizlere sadece dışarıdan bir bakış açısı kazandırmaz; aynı zamanda toplumsal kimliklerimizi, değerlerimizi ve özgürlüğümüzü nasıl algıladığımızı da etkiler.
Gizlilik ve Etik İkilem: TikTok’un izlenme mekanizması, aslında dijital şeffaflık ile mahremiyet arasındaki ince çizgide bir etik sorun yaratır. Kullanıcılar, hangi içeriklerin kimin tarafından izlendiğini bilemeden video yüklerken, aynı zamanda sosyal medyanın temel etik ikilemlerine de maruz kalırlar: Bir şeyin paylaşılması, o şeyin tamamen kişisel bir deneyim olmaktan çıkıp, toplumsal bir etkileşim haline gelmesiyle sonuçlanabilir. Bu durumda, her paylaşım bir sorumluluk taşır, ancak bu sorumluluğun kimler için geçerli olduğu sorusu hala muallakta kalır.
TikTok örneğinde olduğu gibi, bu izlenebilirlik çoğu zaman bilinçli bir tercih olmadan gerçekleşir. Kullanıcılar, videolarına kimlerin baktığını veya ne kadar izlendiğini bilmezler. Ancak platformların algoritmaları, onları sürekli olarak analiz eder, kişisel tercihlere dayalı öneriler sunar ve izleyicilerin kimliklerini anonim olarak görürken bile, kullanıcıların bilmeden verilerini kaydeder. Bu durum, bir anlamda etik bir “görünmeyen göz” meselesine dönüşür.
Epistemoloji Perspektifinden: Bilgi ve Gerçeklik
Epistemoloji, bilginin doğası ve sınırlarını sorgular. TikTok gibi bir platformda bilgi edinme biçimlerimiz ne kadar doğru ve güvenilirdir? Bir video izlerken, gözlemlerimiz ve bu gözlemlerden edindiğimiz bilgiler, aslında bizim gerçeklik algımızı ne kadar şekillendiriyor? Dijital platformların sunduğu bilgi ve içerik, gerçeği ne kadar doğru yansıtır?
Dijital Bilgi ve Gerçeklik Algısı: TikTok’taki içerikler, genellikle eğlencelik, hızlı ve yüzeysel bilgilerdir. Kullanıcılar, belirli temalar etrafında dönen kısa videolar izleyerek bilgi edinirler, ancak bu bilgi genellikle tek yönlü ve yüzeyeldir. Bu durumda, bilginin doğruluğu veya güvenilirliği üzerinde herhangi bir güvence yoktur. İçeriği üreten kişi, çoğu zaman yalnızca eğlence ya da sosyal onay için video üretirken, izleyici bu içerikleri bilgi olarak kabul edebilir. Ancak epistemolojik açıdan bakıldığında, bu bilgi ne kadar gerçekçi ya da derinlikli olabilir?
Algoritmalar ve Bilgi İletişimi: TikTok ve benzeri platformlar, bilgiyi algoritmalar üzerinden iletir. Bu algoritmalar, izleyicinin geçmiş davranışlarına, beğenilerine ve arama geçmişine dayanarak içerik önerir. Bu öneri sistemleri, epistemolojik bir sıkıntı doğurur: Kullanıcıların edindiği bilgiler, yalnızca onların önceden tercih ettiği içerikler doğrultusunda şekillenir. Bu, bireylerin bir çeşit “banka”dan bilgi almaları gibi düşünülebilir, ancak bu bankada sunulan bilgiler, sınırlıdır ve sürekli filtrelenir. Kendi dışındaki fikirlerle tanışmadan, yalnızca kendi doğrularına uygun içeriklerle karşılaşmak, bilgi edinme sürecini daraltabilir. Buradan çıkacak felsefi soru şudur: TikTok, gerçeği anlamak için bir araç mı, yoksa gerçeklikten uzaklaşan bir bilgi yanılsaması mı?
Ontoloji Perspektifinden: Varlık ve Kimlik
Ontoloji, varlık felsefesi olarak da bilinir ve gerçekliğin doğasını inceler. TikTok gibi platformlar, varlık ve kimlik anlayışımızı nasıl dönüştürüyor? Kimlik, burada bir video ile sınırlı mıdır, yoksa bir kullanıcının çevrimiçi varlığı, daha geniş bir varlık anlayışını mı içerir?
Dijital Kimlik ve Varlık: TikTok’ta geçirilen her an, aynı zamanda dijital bir varlık oluşturmaktadır. Kullanıcılar, platformda paylaştıkları videolarla kimliklerini inşa ederler, ancak bu kimlikler gerçek dünyadaki kimliklerinden ne kadar farklıdır? Dijital dünyadaki kimlikler, genellikle belirli bir filtre veya algoritma tarafından şekillendirilir. Bu kimlik, gerçek dünyadaki kimliğin bir yansıması değil, daha çok dijital platforma özgü bir kimlik olabilir. Burada ontolojik bir soru ortaya çıkar: Gerçek kimliklerimizi oluştururken, dijital platformlar bizim kimliğimizi ne kadar şekillendiriyor? TikTok’ta izlenen bir video, bir insanın kimliğine dair ne kadar doğru bilgi verir?
Varlık ve Anonimlik: TikTok’ta anonimlik, kullanıcının kimliğini gizleyebilmesine olanak sağlar. Ancak anonimlik, ontolojik bir soru doğurur: İnsan gerçekten anonim olabilir mi? Kimlik, dijital dünyada ne kadar gizlenebilir? TikTok’ta anonim olarak izlediğimiz bir video, bizim “gerçek” varlığımızı ne kadar yansıtır? Kimliğimizin dijital dünyada nasıl şekillendiği, varlık anlayışımızı yeniden tanımlamamıza sebep olabilir.
Sonuç: Etik, Epistemolojik ve Ontolojik Derinlikte Bir Soru
TikTok gibi dijital platformlar, bize yalnızca eğlence sunmakla kalmaz, aynı zamanda kimlik, bilgi ve varlık anlayışımızı da şekillendirir. Gizlilik, bilgi edinme biçimleri ve dijital kimlikler üzerine sorular sorarken, bir noktada her şeyin birbirine bağlı olduğunu fark ederiz. Kimliğimizin dijitalde nasıl inşa edildiği, bilgimizin ne kadar doğru olduğu ve etik sorumluluklarımız arasında sürekli bir gerilim vardır.
Ancak şunu sormadan edemeyiz: Bu dijital varlıklar, gerçekten biz miyiz? Gerçek benliğimizin dijital dünyadaki izdüşümü ne kadar gerçektir ve bu dünyada varlık göstermenin etik sınırları nedir? Bu sorular, bizi insan olmanın dijital boyutlarını derinlemesine düşünmeye sevk eder.